Komser Nevzat Dizisi, Komiser Ali oyuncuları, resimleri, konusu,ilk bölümü, videosu, videoları, izle seyret - Blogcu



Msn Web Tv Dizisi Otomobil Dualar Spor Gazete Arkadaş Kısa Msj Resimler Oyun Elisi-Örgü Tatil Forum Ruya-Burc Kaydet Site Ekle MP3 Reklam

Ana Sayfa

Konusu

Resimleri

Videolari

Bolumleri

Oyunculari

Dizi Hakkinda Haberler

Pamir Pekin

Şebnem Köstem

Altan Erkekli

Pamir pekin Rollerine cuk oturdular

3/9/2007
Ahmet Ümit, başrolleri Altan Erkekli, Ahu Yağtu ve Pamir Pekin'in oynayacağı 'Kanun Namına' dizisinde aktörlerle karakterlerin çok uyumlu olduğunu vurguladı. "Altan Erkekli tam bu rolün aktörü" diyen Ümit şunları söyledi:

ÖZELLİKLE SEÇTİK
"Komiser Nevzat'ı daha önce başka oyuncular da canlandırdı ama biz bu dizide 'karakterin insan tarafına vurgu yapalım' dedik. 'Nevzat'ın insancıl yönü öne çıksın' diye Altan Erkekli'yi özellikle seçtik. Öteki aktörler belki bana biraz kızmış olabilirler ama Altan Bey role çok doğru oturdu." Ümit, dizide 'Komiser Ali' karakterini canlandıracak olan Pamir Pekin'le ilgili de şu bilgileri verdi: "Pamir ilk kez bir dizide rol alıyor. Enteresan bir hayatı var. Aslında, kardeşleriyle tekne yapımında çalışan bir marangoz ve tesadüfen keşfedildi. Fakat birkaç denemeden sonra role çok uyduğunu anladık. Çok düzgün bir fiziği var. 6 aydır birlikte rol çalışması yapıyoruz. Beden dilini gayet iyi kullanıyor. 'Komiser Ali' biraz serseri bir karakter... 'Cehennem Silahı'ndaki Mel Gibson gibi! İlk gördüğüm anda 'Tamam bu Ali' dedim ve öyle başladık. 'Yeni bir jön çıkıyor' diyebiliriz."

Yorum yaz!

Komser Nevzat Dizisinin Konusu

19/8/2007

Yüksekten düşen yıldız Ahmet Ümit'in senaryosunu yazdığı dizide Ahu YaÄŸtu da rol alıyor
Üçüncü sayfa haberlerinden

Başkomiser Nevzat, cinayet masası amiri, 50'li yaşlarını süren pek de alışkın olmadığımız bir polis... Karısıyla, kızını yıllar önce kendisi için konulan bir bombanın patlaması sonucu kaybetmiş. Bir Rum kadınla ilişkisi olan Nevzat gelgitli bir aşk yaşıyor. Olayların çözümünde kaba kuvvetten çok, aklın kullanılması gerektiğine inanıyor. Nevzat'ın yardımcısı ise öfkeli, yalnız ve yabancılaşmanın eşiğindeki Komiser Ali (Pamir Pekin)... İkilinin başından geçenler aslında hepimizin yaşayabileceği, gazetelerin üçüncü sayfa haberlerinde her gün okuduğumuz, sokağa çıktığımızda benzerlerini duyduğumuz olaylar.

Yorum yaz!

Şebnem Köstem Videoları, Videosu

15/8/2007
 Filmleri - Oyuncu (7 Film)
Mutluluk Döne 2007
Barda Avukat 2006
Ihlamurlar Altında Canan 2005
Tarçın Konuştu 2004
Kırlangıç 2004
Hürrem Sultan Kalfa Edadil 2003
Yılan Hikayesi Derya 1999

Şebnem Köstem Videoları:

Yorum yaz!

Şebnem Köstem

15/8/2007
İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları Bertolt Brecht'in ''Kafkas Tebeşir Dairesi''ni sahneliyor. Oyun, Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nde izleyici ile buluşuyor. ''Ön oyun''la açılan perde, Brecht'in sürekli kahramanı Hitler'i de içinde barındıran Gruşa'nın öyküsünü anlatıyor. Yücel Erten'in yönetmenliği ile sahnelenen ''Kafkas Tebeşir Dairesi''nin çevirisi Yılmaz Onay'a ait. Oyunda Gruşa'yı Şebnem Köstem canlandırıyor. Köstem'e göre oyun, insan emeğinin öyküsünü anlatıyor. T.O: Tiyatro hayatına nasıl girdi?
Şebnem Köstem: İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuarı'nı bitirdim. Tiyatro bölümünden önce şan üzerine eğitim aldım. Daha sonra tiyatro bölümün geçtim ve 1993 yılında mezun oldum. Aynı yıl İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları'na girdim. Oyunculuğu sürdürüyorum. Bu sezon Bertolt Brecht'in ''Kafkas Tebeşir Dairesi''nde Gruşa'yı oynuyorum. Bir süredir provalarını yaptığımız ''Sersem Kocanın Kurnaz Karısı''da şubat ayından itibaren izleyici ile buluşacak. Bu arada Tiyatro Stüdyosu'nda konuk oyuncu olarak oynuyorum. Tiyatro Stüdyosu, ''Bağla Şu İşi'' isimli oyunu sahneledi. Bu sezon devam edip etmeyeceğimiz henüz belli değil. Daha çok tiyatro ile haşır neşir olan bir tiyatrocuyum. Bu nedenle televizyon oyunculuğuna yöneldim. Bundan sonra ne olur bilmiyorum ama şimdilik güzergahta daha çok tiyatro var.
T.O: Televizyondan cazip bir teklif gelirse belki düşünürsün.
Şebnem Köstem: Tabi ama öncelikle nitelikli bir prodüksiyon olmasını isterim açıkçası. Ancak böyle olursa televizyonu düşünebilirim, tiyatrodaki zamanımı çalan bir iş olacak çünkü. Ara sıra seslendirme yapıyorum. Daha önce bir filmde oynadım. Bu yaz yine bir film çalışmasında bulunacağım. Filmin yönetmeni Danimarkalı bir kadın. Film ''Gönlümdeki Köşk Olmasa'' adı ile çevrildi ama her an değişebilir , senaryo üzerinde çalışmalar sürüyor.
T.O: ''Gönlümdeki Köşk Olmasa'' biraz fazla duygusal bir isim.
Şebnem Köstem: Senaryo da öyle. Belki de bu yüzden çok etkiledi beni. Olağanüstü bir senaryo. Filmde çok iyi bir rolüm var. Hatta rolün, Gruşa'yı hatırlattığını bile söyleyebilirim. Köyde yaşayan güçlü bir kadını oynuyorum. Kendisinin ve yaşamın farkında olan bir kadın. Genç yaşında üst üste pek çok acı yaşıyor. Buna rağmen büyük bir dirençle yaşama karşı duruyor. Ama ne yazık ki yaşamın süprizleri onu kendi içine dönmeye zorluyor. Böyle bir kadın. Benim için hem değişik hem değişik olmayan bir rol.
T.O: Sen böyle bir insan mısın peki?
Şebnem Köstem: Hayır. Aslında oynadığım rollerin hiçbirisi bana yakın değil. Tabi ki bu rolleri çıkartırken kendi dünyamda bir şeyler arıyorum. Ama hiçbir zaman onlar, ben değil.
T.O: Bu sezon Bertolt Brecht'in ''Kafkas Tebeşir Dairesi''nde oynuyorsun. İyi de oynuyorsun. Büyük bir ustanın oyununda bir başrol oynamak sana neler hissettiriyor?
Şebnem Köstem: Bu benim için çok ilginç bir duygu. Konservatuarda diğer öğrenciler gibi ben de pek çok oyun teksti çalıştım. Ama aralarında Brecht yoktu. Çok şanslıyım çünkü profesyonel oyunculuğa başladığımdan bu yana hep ustaların projelerinde yer aldım. Önce Shakespeare kolajları çalıştım. Hemen ardından da Brecht oynamaya başladım. İkisi de büyük usta ve birbirlerinden çok farklılar. Benim için çok iyi deneyimlerdi. Okulda hep Brecht'in teorisini öğrenmeye çalıştık. Teorinin pratiği ile buluşmak çok ilginç bir serüvendi. Bir anda aslında Brecht ile ilglili ne kadar az şey bildiğimi fark ettim.
T.O: Tüm bunlarda Yücel Erten'in de katkısı var sanırım.
Şebnem Köstem: Evet. İyi ki Yücel Erten'le çalışıyorum. Yücel Erten, Brecht'i en iyi öğrenebileceğim yönetmenlerden birisi. Açıkçası yönetmenimin elinden tuttum ve birlikte yürümeye başladık. Bir başka yönetmenle çalışıyor olsaydım nasıl olurdu bilemiyorum ama Yücel Erten'le Brecht Tiyatrosu'nu öğrenmek benim açımdan çok büyük bir şanstı. Bizim için önemli olan Türkiye'de Brecht'i söylemek, Türk insanına Türkiye'nin gerçeği ile anlatmaktı. Sanırım Brecht'te bunu isterdi. Brecht'in ve oyunlarının dünyanın üzerinde hangi ülkede sahnelenirse sahnelensin söyleyecek sözü var. Evrensel anlamlar taşıyorlar çünkü. ''Kafkas Tebeşir Dairesi''nin de seyirci ile bu anlamda buluştuğunu düşünüyorum. Oyunda, oyunculuk adına öğrendiğim birtakım şeyler var. Rolü biçimlerken, o anı oynamak üzere bazı bilgiler elde ediyorsunuz. Bu biçim, Brecht Tiyatrosu'nda daha fazla önem kazanıyor. Göstermeci oyunculukla gerçekten buluşmanız gerekiyor çünkü. Sahne üzerinde samimi olmak, akılla oynamak, gerçekten birşey biçimleyip, ne göstermek istediğini bilmek ve sadece onu göstermek. Çapaksız, yalın olabildiğince inandırıcı şekilde söylemeyi öğrenmek. Bu anlamda Yücel Erten'le çok ciddi çalışmalar yaptık. Benim için çok zor bir dönemdi. Böyle bir oyunculuğu bilmediğim için anlamakta güçlük çektiğim zamanlar oldu. Oyunu çıkardık ama hala becerip beceremediğimi bilmiyorum.
T.O: Bence oldukça iyisin. ''Arturo Ui Önlenebilir Yükselişi'' için neler düşünüyorsun?
Şebnem Köstem: İzledim ve çok beğendim.
T.O: Sanki ''Kafkas Tebeşir Dairesi''ne göre tempoları biraz düşük gibi.
Şebnem Köstem: ''Arturo Ui'nin Önlenebilir Yükselişi'' AKM Büyük Salon'da oynandığı için ancak haftada iki kez sahnelenebiliyor. Biz ise çarşamba günü başlayıp, haftanın sonuna kadar devam ediyoruz. Dolayısıyla hızımız kesilmiyor, ritmimiz düşmüyor. Evet, çok yoruluyoruz. Fakat bu oyuna haftada bir ya da iki kez üstelik provasız çıkmaktan daha zor değil. Belki bu nedenle izlediğiniz ''Arturo Ui''nin temposu düşük olabilir.
T.O: ''Kafkas Tebeşir Dairesi'' ismi, karşımıza farklı bir oyun çıkacakmış düşüncesini uyandırıyor. Sanki bir devlet kurumunun adı gibi, bu benim düşüncem tabi. Oysa isim adının tam karşılığını taşıyor. Kafkas tebeşir dairesi, yere tebeşirle çizilen bir daire, yuvarlak anlamına geliyor ve oyun da bu daire içinde son buluyor. Brecht'in, seyirci ile buluşma noktasına bir kez daha hayran oldum.
Şebnem Köstem: Yücel Erten ''Kafkas Tebeşir Dairesi''ni iki kere sahnelemiş. İlk oyunun sahnelendiği yer Makedonya. İkinci ise Şehir Tiyatroları'nda. Makedonya'da sahnelenen oyunda Gruşa'yı benden yaş olarak büyük bir oyuncu oynamış. Bu durumda ben, başka bir yorumla sahnelemiş oldum. Yücel Erten bu kez, bir beslemenin güçlenmesinin, büyümesinin, emek için mücadele etmesinin doğru olacağını düşündü ve Gruşa'yı böyle bir yorumla sahneledim. Gruşa nasıl bir kişi derseniz. Tiyatronline: Böylece Gruşa'nın yaşı da gençleşmiş oldu. Şebnem Köstem: Evet. Gruşa aslında her insanın özelliklerine sahip, inancıyla, sevgisiyle, hırsıyla, tutkusuyla varolan bir kadın. Kendi yaşıtlarından tek farkı genç yaşına rağmen büyük zorluklarla karşı karşıya kalıyor olması. Üstelik bu mücadele içinde evlenmek zorunda da kalıyor.
T.O: Oyunun geçtiği tarih halk ayaklanmasının yaşandığı dönem. Vali, halk tarafından yakalanıyor ve ölüme mahkum ediliyor. Tüm bunlar yaşanırken valinin karısı can havli ile bebeğini bırakıp kaçıyor. Gruşa, bebeği bulunca bırakıp gidemiyor bir türlü. Kaçması gerektiğini de biliyor. Kaçıyor ama bebeği yanına alarak. Üstelik bebeğin peşine düşüleceğini bile bile. Böylece hem bireysel hem de toplumsal bir hareket anlatılmış oluyor.
Şebnem Köstem: Aslında bütün oyun, Gruşa'nın bebeği alıp, kaçışı etrafında toplanıyor. Ortaya herhangi bir konuda emek gösterişimiz ve bu emek eylemi için yürüdüğümüz yol gibi bir sonuç çıkıyor. Düşündüğümüz zaman yaşamın pek çok alanına bu biçimi oturtabiliriz. Yücel Erten'in de istediği buydu. ''Kafkas Tebeşir Dairesi'' bir bebek hikayesi değildir. Yani anlatılanlar sadece Gruşa'nın meselesi değildir. Oyun, insan emeğinin öyküsüdür.
T.O: Oyun örgüsü içinde ayrı ayrı oyunlar da var. Brecht yine Hitler'i halkın önünde yargılıyor. Ayrıca Hitler'in canlandırıldığı bölüm, oyunun en eğlenceli bölümlerinden biri. Gruşa biraz da şanslı bence. Mahkemenin yargıcı, adaletle yatıp, zenginlerden para aldığı için Gruşa lehinde karar çıkması çok zor görünüyor. Ama yine de yargıç, Gruşa'nın haklı olduğunu görmemezlikten gelemiyor. İstediği parayı alsa da.
Şebnem Köstem: Yargıç yani Azdak çok ilginç bir kişilik. Aslında bir sokak adamı. Azdak'ın mahkemede bu kararı vermesini sağlayan pek çok neden var tabi. Azdak, hem çalmayı hem vermeyi bilen biri. İnsan yani. Gruşa gibi o da.
T.O: Ya da Brecht gibi. Peki. Röportajın başında yeni bir oyundan söz ettin. Bu kez de bir başka ustanın -Haldun Taner'in- oyunu sanıyorum. Şebnem Köstem: Evet. ''Sersem Kocanın Kurnaz Karısı''. Oyunu son olarak İstanbul Devlet Tiyatrosu oynamıştı. Ardından Şehir Tiyatrosu oyuncuları da sahnelediler. Bu kez yönetmenimiz Orhan Alkaya. Sanıyorum Haldun Taner Sahnesi'nde başlayacağız. Bu oyunda başka bir biçimde oynamak gerekiyor. Bu nedenle biraz boğuşarak çalışıyorum. Bakalım nasıl olacak.
T.O: Bu kez rolün nedir?
Şebnem Köstem: ''Sersem Kocanın Kurnaz Karısı''nda oyun içinde oyun var. Oyun içinde oyunlar var daha doğrusu. Aslında tiyatronun mutfağını anlatan bir oyun. Oyun, bir başka oyununun genel provası ile başlıyor. Sanki bir oyunun provası yapılıyormuş da seyirciler sessizce sahneye girip, bizi gözetliyorlar gibi başlıyor ama sonuna kadar böyle gitmiyor. Üç perdelik bir oyun fakat biz iki perde oynayacağız. Oyundaki değişikliklerden bir tanesi de müzikli oluşu. Haldun Taner, müzikli olarak yazmamış. Fakat biz müzikli olarak sahneye koyacağız. Müziklerini Melih Kibar yapıyor. Bu oyundaki rolüme gelince, Ermeni bir oyuncu kadını canlandırıyorum. Kadın, kumpanyanın baş kadın aktristi. Güzel bir kadın hatta biraz güzelliğini seven -fazla seven-, belki de güzel olduğu, güzelliği ile adım atmayı sevdiği için rahatlıkla başrolleri kapmayı başarabilen bir kadın. Rolün aslı bu. Oyunun içinde kadın üç ayrı rol alıyor. Birincisinde Molier'in oyununu oynuyorlar. İkincisinde Ahmet Vefik Paşa'nın bir adaptasyonunu, üçüncü oyunda ise bir Ortaoyunu oynuyorlar.
T.O: Bu durumda Ortaoyunu'da oynamış oluyorsun.
Şebnem Köstem: Evet. (Gülüyoruz) Ortaoyunu'da oynamış oluyorum. Değişik bir çalışma. Benim için yeni bir şey. Arka arkaya değişik yönetmenlerle çalıştım. Bu oyunculuk anlamında çok geliştirici. İnsanı uyanık tutuyor çünkü sürekli araştırmak, bilgi edinmek ve kendinizi tekrarlamamak zorundasınız.

Yorum yaz!

Komiser Nevzat

15/8/2007

Altan Erkekli 1955 yılında İstanbul'da doğan sanatçı, 1975'te Dil, Tarih ve Coğrafya Fakültesi Tiyatro Bölümü'ne girdi. Aynı yıl Ankara Sanat Tiyatrosu'nda çalışmayan başlayan Erkekli, Maksim Gorki'nin "Ana" oyunuyla profesyonelliğe transfer oldu. 1985-1989 yıllarında Devlet Tiyatrosu'nda, 1989-2000 yıllarında AST'ta çalıştı. 1982 ve 1996 yıllarında Sanat Kurumu "En İyi Erkek Oyuncu" ödülünü aldı. "Sakıncalı Piyade", "Ne Oldu Sana?", "Galile", "Rumuz Goncagül", "Yer Demir Gök Bakır", "Bir Ceza Avukatının Anıları", "Kayıplar", "Yaz Misafirleri", "İnadına Yaşamak" gibi oyunların yanı sıra, "Dolap Beygiri", "Mavi Sürgün", "Deniz Gurbetçileri" ve "Kurtuluş" gibi televizyon ve sinema yapımlarında rol aldı. 1994-2000 yıllarında Ankara Üniversitesi Dil, Tarih ve Coğrafya Fakültesi Oyunculuk Ana Sanat Dalı bölümünde oyunculuk üzerine ders verdi. 1996-97 döneminde "İnadına Yaşamak" ile Altan Erbulak ve Tiyatro Eleştirmenleri Birliği ödüllerini alan sanatçı, BKM Oyuncuları'na katıldıktan sonra, "Vizontele" filmindeki rolüyle Antalya 2001'de "En İyi Erkek Oyuncu" dalında Altın Portakal ödülü kazandı, "Sen Hiç Ateşböceği Gördün mü?" oyununda Ağustos 2000'de hayata veda eden Gürdal Tosun'un rolünü üstlenen Erkekli, ayrıca "Bir Demet Tiyatro", "Bir İstanbul Masalı" dizisi ile "Bana Bir Şeyhler Oluyor" oyununun yanı sıra Yılmaz Erdoğan'ın "Vizontele Tuuba" ile "Organize İşler" filmlerinde de rol aldı.

Şebnem Köstem 1969 yılında İstanbul'da doğdu. Çocukluğunda dokuz yıl Almanya'nın Köln şehrinde yaşadı. Fenerbahçe Lisesi'ni bitirdi. İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuvarı'ında Şan ve Tiyatro bölümlerinde okudu. 1993 yılında konservatuvardan mezun oldu. Aynı yıl İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları'na girdi. Çeşitli televizyon dizilerinde ve sinema filmlerinde rol aldı. Şehir Tiyatroları'nda Rol Aldığı Oyunlar: Monserrat, Büyülü Göl, Bir Ata Krallığım, Kafkas Tebeşir Dairesi, Sersem Kocanın Kurnaz Karısı, Tiyatro Şarkıları, Kedi ile Palyaço, Sekiz Kadın, Gayrı Resmi Hurrem, Medea Özel Tiyatro Çalışmaları: "Kül Kedisi" (Oyuncular Topluluğu) "Bağla Şu İşi" (Tiyatro Stüdyosu) "Kadınlar Devleti" (Aysa Prodüksiyon Tiyatrosu) Rol Aldığı Sinema Filmleri: "Mektup" (Ali Özgentürk) "Gönlümdeki Köşk Olmasa" (Elizabeth Rygard) Aldığı Ödüller : "Bir Ata Krallığım" Zihni Küçümen Tiyatro Emek Ödülü "Bir Ata Krallığım" Ohrid Tiyatro Festivali En İyi Kadın Oyuncu Ödülü "Kafkas Tebeşir Dairesi" Büyük Behzat Tiyatro Emek Ödülü "Kafkas Tebeşir Dairesi" Bedia Muvahhit Ödülü "Gönlümdeki Köşk Olmasa" Çasot 2002 Sinema Ödülü "Gayrı Resmi Hurrem" 2004 Afife Jale En İyi Kadın Oyuncu Adayı

 

Kazanan Adalet Olacak

Ahmet Ümit'in Kavim romanının kahramanı Komiser Nevzat yeniden dizi karakteri oluyor. Günün her saatinde, herhangi bir kanalda sürekli yayında gördüğümüz dizilerin çokluğundan yola çıkarak, 7'sinden 70'ine her insan için ayrı senaryoların yazılıp çekildiğine inandığım dizilere bir yenisi daha ekleniyor.

Bu kadar geniş kitleye hitap eden televizyonun faydalarından(l) yararlanıp, insanları daha da fazla televizyona çekecek politikalar üreterek çok sayıda dizi yapılması anlaşılır bir şey. Ancak bu politikalarla anlaşamayacağımız nokta dizilerin niteliği.

Daha önce Şeytan Ayrıntıda Gizlidir ve Karanlıkta Koşanlar dizilerine de ilham vermiş olan başkahraman Komiser Nevzat'ın bu kez yer alacağı dizi yine polisiye temalı. Ancak yukarıda bahsettiğim üzere, bu polisiye dizi, aynı kulvarda yer aldığı diğer dizilerden daha farklı, dolayısıyla onlardan önde koşacağa benziyor.

 

ŞİMDİLİK İÇİMİZE SU SERPTİ

Önceki gün, adının Komiser Nevzat / Kanun Namına olmasına karar verilen dizinin basın toplantısında, dizinin yönetmeni Veli Çelik, oyunculardan, içinde Altan Erkekli, Şebnem Köstem gibi birçok tiyatrocunun da bulunduğu bir kadronun yanında Komiser Nevzat'ın yaratıcısı Ahmet Ümit de vardı.

Çalışma bittikten sonra Ahmet Ümit ile dizinin bürüneceği kimlik üzerine benim de kaygılarımı giderecek bir sohbet ettik. Televizyonun büyüme yolunda ivme kazandığı bu dönemde polisiye diziler hemen her sezonda karşımıza çıkıyor. Bu polisiyelik, kimi zaman mafyavariliğe, kimi zaman da FBI ajanlarının başarılı ve güçlü imajını aratmayan Türk polisi görünümüne bürünüyor. Bu dizinin, izlemesek de sadece adlarını duymaya bile ziyadesiyle tok olduğumuz bu tarz dizileri bize tekrar hatırlatmaması konusunda içime su serpen etken, oyuncular ve Ahmet Ümit oldu.

 

ÜMİT'E GÖRE DİZİ ÇOK KÜLTÜRLÜ

Dizinin adının yalnızca Kanun Namına olmamasına özellikle dikkat edildiğini söylüyor Ahmet Ümit. Çünkü bu ad, doğrudan silahı, polisi ve çatışmayı anımsatacak. Ancak Ahmet Ümit'in ulaşmak istediği nokta ise çok farklı. Sorgusuz en başarılı 'şahıs' olduğu ve üzerinde karakterlerin kendilerini kanıtladıkları silahın bu denli yüceltilmesine karşı çıkan Ümit'in izleyiciye vermek istediği, silahın bir 'şahıs' olmadığı. Bu nedenle dizinin isminin Komiser Nevzat olmasına karar verilmiş. Çünkü Komiser Nevzat, birçok meslektaşına nazaran aykırı, dürüst, mesleğinin kötü yanlarının da farkında olan ve yalnız, aslında belki de bir 'tutunamayan'. Dolayısıyla dizinin vermek istediği de edalı, işveli bir dizi spotundan çok sade bir insanı konu almak ama alt başlıkta da Kanun Namına'yı kullanmak.

Ayrıca Ahmet Ümit'e göre dizinin çok kültürlü bir yapıya sahip olması çok önemli. Komiser Nevzat'ın sevgilisi Evgenia, dizideki değiştirilmiş ismiyle de Despina, Rum kökenli bir kadın. İnsan sevgisiyle donanmış Komiser Nevzat'ın başkahraman olacağı dizinin nasıl olacağını merakla bekliyoruz.

Komiser Nevzat'ı Altan Erkekli'nin hayranlık uyandıran oyunculuğundan izleyeceğimiz dizi, polisiye ağırlıklı olsun olmasın, ağzı açık televizyon izleyen binlerce insanın şaşkınlık ve özentiyle dolu bakışlarını ve beyinlerini şişiren tonlarca boş program arasından dilerim sivrilerek çıkar ve Ahmet Ümit'in de söylediği gibi şiddetin değil, adaletin kazandığı bir dizi olur.

SEVAL ŞAHİN
BirGün Gazetesi, 09/08/2007

Yorum yaz!

POLİSİYE YAZARI AHMET ÜMİT'İN AYKIRI KAHRAMANININ MACERALARI

15/8/2007

HÜSEYİN EROĞLU
Saatgece yarısını çoktan bulmuştu. Birden, kapı gümbür gümbür çalmaya başladı. Birileri kapıyı dövercesine yumrukluyordu. İşte o anın geldiğini anladım, beni almaya gelmişlerdi. Kapıyı açtığımda ellerinde kocaman silahlar olan polisler, evin içine doluşuverdiler. Yaşım küçük olduğu için mi korkudan mı bilemiyorum, polisler çok büyük adamlar gibi geldiler bana. Fakat yanlış istihbarat toplamışlardı. Beni, örgütün üst birimiyle, alt birim arasındaki ilişkiyi kuran kurye sanıyorlardı. Karşılarında -cihazlarımı giyemediğim için- yerde emekleyen ve yaşı çok genç birini görünce çok şaşırdılar. Kafalarında oluşturdukları terörist tipine uymuyordum. Karakola götürdüler. Orada daha önceden topladıkları arkadaşlarımı gördüm. Herkese rutin işkence yapıyorlardı. Önce/alaka, kaba dayak ve askıda elektrik verme.. Daha sonra sıra bana geldiğinde, çeşitli dayak ritüellerini uygulayarak istediklerini aldılar. Suçlamaları kabul etmiştim. Fakat bana falaka uygulamamışlardı. Herhalde ayaklarım sakat olduğu için atmadılar diye düşünüyordum. Fakat olay benim düşündüğüm gibi değilmiş. Artık sorgu faslı bitmişti. İfadeler alınmış Selimiye'ye götürülmeyi bekliyorduk. Bizim takımın baş işkencecisi olan Apo bana dönerek, "Hüseyin, senin ayakların hissediyor mu" diye sordu. Bende saf saf, "evet" dedim. Birden büyük bir üzüntü ve kızgınlıkla, "hay ..mınagoyiim, senin ayaklarının hissetmediğini sanıyodum, keşke falaka da yapaydık" dedi. Çok şaşırdım, aradan 25 yıldan fazla geçti hâlâ şaşırıyorum. Bu nasıl bir zihniyetti? Bu nasıl bir insandı? Görevini eksik yaptığını düşünen bir memur ve bundan dolayı üzülüyordu.

İşte biz polisi böyle öğrendik. Kendilerini böyle anlattıkları için böyle biliyoruz. Ya da siyasi polis böyledir, diğerlerini bilemem. Ahmet Ümit'in yazdığı komser Nevzat, değişik bir polis tipi... Hatta kendisini sevdim diyebilirim. Ahmetle Komser Nevzat'ı ve çizgi romanı üzerine konuştuk. Dilerim birgün bütün polisler, Uğur Yücel, Çetin Tekindor ve Altan Erkekli gibi olur.

» Sevgili Ahmet Ümit, bu ikinci çizgi romanın, Başkomser Nevzat'ın çizgi roman kahramanı olmasının hikâyesi nedir?
Çizgi romana duyduğum ilgi nedeniyle olsa gerek, öykülerimden çizgi romanlar üretilmesine her zaman çok sıcak baktım. Bu konuda daha önce de bir çizer arkadaşla birlikte bir günlük gazetenin ekine ortak çalışmalar yapmıştık. Ne yazık ki devamı gelmedi. Ama ben çevremdeki çizer dostlara, metinlerimden çizgi romanlar üretilmesini istediğimi anlatmayı hep sürdürdüm. Bu isteğimi duyan İsmail Gülgeç'in beni araması heyecanımı iyice artırdı. İsmail Gülgeç, yaptığı işleri çok beğendiğim saygın bir çizer. Daha önce de Yaşar Kemal'in "İnce Memed"ini çizgi roman haline getirerek Avrupa'nın pek çok ülkesinde yayınlanmasını sağlamıştı. Böylece işe koyulduk. İlk adımımız seçeceğimiz öyküler oldu. Kısa sürede öykülerimin kahramanı olan "Başkomser Nevzat"ı çizmek konusunda anlaşmaya vardık. İlk albümümüz "Çiçekçinin Ölümü" Be-yoğlu'nu anlatıyordu. İkinci albüm "Tapınak Fahişesi" ise ülkemizdeki tarikat gerçeğine farklı bir açıdan bakmayı deniyor. İnsanların çaresizlik nedeniyle bilimden uzaklaşıp batıl inançlara yaklaştığı günümüzde, bu çaresizliğin kimileri tarafından nasıl sömürüldüğünü çarpıcı göndermelerle anlatıyor.

»"Tapınak Fahişesi" çizgi romanında Başkomser Nevzat neyi anlatmaktadır?
Başkomser Nevzat çizgi romanı, cinayet masası amiri, deneyimli Başkomser Nevzat ile öfkeli, yalnız ve yabancılaşmanın eşiğindeki Komiser Ali'nin yaşadıkları gerilim ve merak yüklü serüvenleri konu edinmektedir. İkilimizin başından geçen serüvenler, aslında hepimizin yaşayabileceği, gazetelerin üçüncü sayfa haberlerinde her gün okuduğumuz olaylardan oluşmakta. Günümüz İstanbul'unda yalılardan gecekondulara, üniversite çevrelerinden bitirimhanelere kadar farklı mekânlarda her türlü sosyal kesimden insanın başından geçebilecek suçlar... çözülmemiş cinayetler...

»Biz cinayet masası dedektiflerini televizyon dizilerinden tanıyoruz. Genellikle de bu polisler biraz toplumla uyuşamayan, yalnız, başından binbir türlü olaylar geçmiş insanlar.. Bu Amerikan polislerini severiz. Peki, başkomser Nevzat, nasıl bir karakter?
Başkomser Nevzat, ellili yaşlarını süren pek de alışkın olmadığımız bir polis. Ba-Iat'ta tek başına oturuyor. Polisliğe alaylı olarak başlamış, dürüstlüğü, cesareti zaman zaman ona rütbe, zaman zaman da sürgünlük getirmiş. Mesleğin bütün kademelerinde bulunmuş. Başarı kadar başarısızlıkları, mutlulukları, acıları yaşamış, mesleğin iyi yanlarını olduğu kadar kötü yanlarını da iyi bilen bir hayat adamı. Büyük umutlarla başladığı polislik mesleğinin aslında insan öğüten bir değirmen olduğunu fark etmiş ama nedense bu işi bir türlü bırakıp gidememiş. İstanbul'u avucunun içi gibi tanıyan, suçlu psikolojisini iyi bilen biri. Zengin, yoksul, suçlu, masum, toplumun çeşitli kesimlerinden dostları var. Onların hepsiyle de anlaşabilen bir adam. Gelecek konusunda umutlu değil ama mücadaleden de vaçgeçmi-yor. Suçluları yakalarken, bataklıkta sivrisinek avladığının farkında, bu ona mutluluk getirmese de, üzüntü de vermiyor. Sürekli sivil dolaşıyor. Emniyette-kilerin ona büyük saygısı var. Suçluların yakalanmasında, olayların çözümünde kaba kuvvetten çok, aklın ve bilginin ama daha çok vicdanın kullanılması gerektiğine inanıyor. Öne çıkmayı sevmeyen, engin gönüllü bir kişiliği var.

»Başkomser Nevzat Amerikan dizi film dedektifleri gibi değil, bizden biri gibi.. Aynı zamanda Başkomser Nevzat'ın bir tutunamamışlığı da var. Halk bunun için mi Nevzat'ı sevdi? Veya Nevzat'ı anti kahraman yapan ayrıntılar neler?
Karısıyla, kızını yıllar önce kendisi için konulan bir bombanın patlaması sonucu kaybetmiş. Dosya kapatılmış ama Başkomser Nevzat hâlâ karısıyla kızının katilini arıyor ama bulduğu her ipucu onu çıkmaz bir sokağa sürüklemiş. Cinayet masasının başarılı elemanlarından biri olmasına rağmen, karısı ile kızının katilini bulamamış olması, aslında Nevzat'ın süper bir kahraman olmadığını içimizden biri olduğu gerçeğini anlatıyor. Karısıyla kızının ölümünden yıllar sonra Evgenia adında güzel bir Rum kadınla ilişkisi olur. Evgenia, Nevzat'a deli gibi âşıktır. Nevzat da onu sever ama karısının ve kızının anısına duyduğu saygıdan mı yoksa Evgenia'yı korumak için mi, belli olmayan bir nedenle Evgenia ile evlenmez. Bu nedenle gelgitli bir aşk ilişkisi yaşar.

Nevzat'ın en büyük eğlencesi mahalle kahvesinde içtiği nargilesi ile yine aynı kahvede mahalle esnafından Berber Ayhan'la rakısına oynadığı iddialı tavla partileridir. Nevzat milli takımı tutar. Arada bir maça gittiği de olur. Karnıyarıkla pilava bayılır. Vefa bozacısına uğrar, Pelit turşucusuna gider, Balık Pazarı'nda işkembe içtiği bir çorbacısı vardır. Türk Sanat Müziği sever. Müzeyyen Senar'a bayılır. Bu yüzden galiba, halk Komser Nevzat'ı pek sevdi.

'Başkomser Nevzat'ı Uğur Yücel ve Çetin Tekindor'dan sonra Altan Erkekli oynayacak
"BAÅžKOMSER
Nevzat", aslında okurlarımın ve polisiyeye meraklı televizyon izleyicisine yabancı bir karakter değildir. "Başkomser Nevzat"ı konu alan öykülerimden daha önce iki dizi film yapıldı. Biri "Karanlıkta Koşanlar", diğeri de '' Ş eytan Ayrıntıda Gizlidir". " Karanlıkta Koşanlar"da Nevzat'ı Uğur Yücel canlandırmıştı, "Şeytan Ayrıntıda Gizlidir"de ise Çetin Tekindor. Bugünlerde "Kanun Namına" adında yeni bir dizi daha hazırlıyoruz, bu dizide ise Nevzat'ı Altan Erkekli canlandıracak. Başkomser Nevzat'ın kahraman olduğu iki öykü kitabım var: "Agatha'nın Anahtarı" ile "Şeytan Ayrıntıda Gizlidir". Romanlarımdan ise sadece "Kavim"de Nevzat başkahraman. Kavim de kısmet olursa önümüzdeki yıl Plato Film tarafından çekilecek, filmin başrol oyuncusu ise henüz belli değil.

Yorum yaz!

Ahmet Ümit, Komiser Nevzat'ı Anlatıyor

15/8/2007

Ahmet Ümit, Komiser Nevzat'ı Anlatıyor

(...) Okuyucu çizgi-roman boyunca iki tür yolculuk yapabiliyor. Bir yandan Başkomser Nevzat ile Komiser Alinin gözünden öyküyü izlerken, öyküde yer alan suçluların, kurbanların ve masum insanların yaşamlarına giriyor, öyküdeki entrikayı büyük bir merakla takip ederken, ülkemizin son yirmi yılda yaşadığı hızlı kültürel değişimin yarattığı farklı insan tiplerinin özgün birer örneği olan biraz da geçmişi temsil eden, alaturka kişilik Başkomiser Nevzat'la günümüzün yarattığı yalnız, yabancılaşmış, Komiser Ali'nin yaşamlarına da yolculuk yaparak, onların öykülerini de öğreniyor.

BaÅŸkomser Nevzat karakteri, ellili yaÅŸlarını süren pek de alışkın olmadığımız bir polis. Balat'ta tek başına oturuyor. PolisliÄŸe alaylı olarak baÅŸlamış, dürüstlüğü, cesareti zaman zaman ona rütbe, zaman zaman da sürgünlük getirmiÅŸ. MesleÄŸin bütün kademelerinde bulunmuÅŸ. BaÅŸarı kadar baÅŸarısızlıkları, mutlulukları, acıları yaÅŸamış, mesleÄŸin iyi yanlarını olduÄŸu kadar kötü yanlarını da iyi bilen bir hayat adamı, İstanbul’u avucunun içi gibi tanıyan, suçlu psikolojisini iyi bilen biri. Zengin, yoksul, suçlu, masum, toplumun çeÅŸitli kesimlerinden dostları var. Gelecek konusunda umutlu deÄŸil ama mücadeleden de vazgeçmiyor. Suçluları yakalarken bataklıkta sivrisinek avladığının farkında, bu ona mutluluk getirmese de üzüntü de vermiyor. PolisliÄŸi sürdür­mesinin nedeni, baÅŸka mesleÄŸi olmaması.

Cinayet masasının başarılı elemanlarından biri olmasına rağmen, karısı ile kızının katilini bulamamış olması, aslında Nevzat'ın süper bir kahraman olmadığını içimizden biri olduğu gerçeğini anlatıyor.İşte bizim çizgi romanımız bu baş karakterin etrafında biçimleniyor. Ortak çalışmamız Nevzat ve ekibinin heyecan verici ama aynı zamanda düşündürücü maceralarını konu alıyor.

Ortak çalışmamız diyorum ama yükü taşıyan kiÅŸi Gülgeç aslında. Çünkü öykü­nün, senaryosunu oluÅŸturan ve çizgi romanı kâğıda döken kiÅŸi odur. Ben daha çok öyküyü veriyorum ve çalışması boyunca onun sorularını yanıtlıyorum. Bu iÅŸin asıl kahramanı ismail Gülgeç. BaÅŸkomser Nevzat'ın ilk kitabı "Çiçekçi'nin Ölümü" oldukça sevildi. Bugünlerde İsmail hani harıl ikinci kitabı Tapınak FahiÅŸesi'ni hazırlıyor. Umarım bu diziyi sonuna kadar sürdürürüz.

Yorum yaz!

Komser Nevzat: Türk işi cinayet öyküleri

15/8/2007

Türk İşi Cinai Öyküler

Türkçe polisiye romanların kaderini deÄŸiÅŸtiren yazar Ahmet Ümit her kitabı ile müdavimlerinin sayısını bir kat arttırıyor. Daha önce senaryolaÅŸtırılarak dizi olan Komser Nevzat polisiyeleri ÅŸimdi de çizgi roman stantlarındaki yerini aldı. Çiçekçinin Ölümü ile baÅŸlayan seriyi Ahmet Ümit yazdı, İsmail Gülgeç Çizdi. Ahmet Ümit’le Komser Nevzat’ın çizgi roman macerasını konuÅŸtuk.

Röportaj ve fotoğraf: Burak Bulut Yıldırım,

Gerekli Şeyler Dergisi Sayı 2, Kasım 2005


Polisiye çizgi roman fikri nasıl ortaya çıktı?

Benim metinlerimden baÅŸka sanat dallarının yararlanması fikri bana hep sıcak gelmiÅŸtir. Film olduÄŸunda, dizi olduÄŸunda, Caz Festivali’nde AÅŸk Köpekliktir’i canlı olarak seslendirdiler. BaÅŸka sanat dallarına ilham vermek çok güzel bir ÅŸey. Komser Nevzat’ta buna çok uygun bir karakter. Çizer Semih Poroy’la sohbet ederken konu açıldı, daha sonra o da İsmail Gülgeç’e bahsetmiÅŸ. O da böyle bir ÅŸey aradığından beni aradı, ilke olarak anlaÅŸtık. Projeyi DoÄŸan Kitap’a götürdük, onlar da sıcak bakınca iÅŸe baÅŸlamış oldu.

İsmail Gülgeç’in yarattığı Komiser Nevzat tiplemesinden memnun musunuz? Çünkü okurlar hayallerinde canlandırdıkları Komiser Nevzat’ın dışında bir de onu televizyon dizilerinde; ‘Karanlıkta KoÅŸanlar’da UÄŸur Yücel, ‘Åžeytan Ayrıntıda Gizlidir’de Çetin Tekindor olarak gördüler.


Bu biraz Sherlock Holmes ile Arthur Conan Doyle arasındaki iliÅŸki gibi oldu. Çünkü ben baÅŸtan oturup Komiser Nevzat yaratayım diye düşünmedim. 1998’de falan bir gazete için günlük polisiye hikayeler istediler. Onun üzerine ben Komiser Nevzat’ı yarattım. Çünkü her romanımda farklı bir karakter vardır. Benim bir dedektifim yoktur. Ama bu gazetede hikayeleri için bunu yaratmak zorundaydım çünkü sadece bir tam sayfa yazacağım. Tasarruf açısından oradaki karakterleri insanların artık bilmesi lazım ki her hikayede yeniden karakter tanıtmayayım. O kadar benimsendi ki bunu kitap yaptık. UÄŸur Yücel aradı beni dizi yapalım, Nevzat’ı kullanalım dedi. UÄŸur’un yarattığı Nevzat, benim yarattığım Nevzat’a çok uygun deÄŸildi aslında. Orada daha özgür bıraktım UÄŸur’u, güzel de bir ÅŸey ortaya çıktı. Daha sonra Åžeytan Ayrıntıda Gizlidir dizisi çıktı, Çetin Tekindor’un canlandırdığı Nevzat, benim yarattığım Nevzat’a daha çok benzedi.
 
Peki İsmail Gülgeç’in çizimlerine sizin müdahaleniz oldu mu?

Yok ama İsmail’in çizgilerindeki Nevzat’ı zaten ben kendime yakın buluyorum. Komiser Nevzat’ın yardımcısı Ali konusunda biraz sorunlarım var, benim Ali biraz daha moderndi. Yani biraz fazla taÅŸralı gibi geldi açıkçası.

Bana kalırsa çizgi romanda öykü ve romana oranla daha kısıtlı bir anlatım olanağı var. Bir yandan okur yazdığınız metin dışında görsellikle de karşı karşıya. Bu anlamda bu çizgi romanın siz hikayenizi anlatırken çıkardığı zorluklar oldu mu?


Şöyle olduğu ben önce hikâyeyi genişlettim. Sonra senaryosunu İsmail Gülgeç hazırladı. O senaryo üzerinde de kendi önerilerimi sundum, böylece bir zorlanma yaşamadık açıkcası. Bir de tabii İsmail Gülgeç ile dünyaya, sanata, çizgi romana bakış açımız büyük farklılıklar taşımıyor. Kitaplarımı daha önce film, diziler içinde de senaryolaştırdığımızdan, çok zor olmadı.

Çizgi romanla aranız nasıl? Çocukluğunuzda neleri okurdunuz? Halen okuduğunuz çizgi romanlar var mı?


Çok severim çizgi romanı. Küçükken de çok çok okurdum. Yasaklardı babamlar aman derslerin bozuluyordu diye. Teksas, Tommiks, Teks, Zagor, Red Kit, Karaoğlan en sevdiklerimdi.

Bugünlerde okuduğunuz çizgi romanlar var mı?


KaraoÄŸlan’ın eski ciltlerini aldım, onları okudum. Enkibilerin üç kitabı yayımlandı onları aldım okudum. Redkit yıllarca önce çizgi filmi çıkmıştı sinema, onu izlemiÅŸtim. Yine bu en son Sincity filmini izledim. Çizgi romanlara bayılırım, bulunca mutlaka alırım. Bu yüzden benim bir hikâyemin bir çizgi roman olması da baÅŸlı başına güzel, keyif verici bir ÅŸey. Sadece edebiyat alanı deÄŸil, baÅŸka alanların da bundan yararlanıyor olması çok çok önemli. Bazıları küçümser, ne çizgi romanı diye. Ben hiç hiç öyle düşünmem, iyi çok iyidir çizgi romanın. Bence çizgi roman çok önemli bir sanat alanıdır.

Sherlock Holmes, Komiser Kolombo gibi batıda birçok polisiye roman serisi var. Siz daha önce her romanı kendi bütünü içerisinde düşünüyordunuz. Polisiye seri diye bir ÅŸey yapıyorsunuz ilk defa. Komiser Nevzat, bu polisiye seri ile birlikte tıpkı Sherlock Holmes, Komiser Kolombo gibi bir polisiye idolu olacak. Sizce Komiser Nevzat’ın batıdaki meÅŸhur dedektiflerden ne gibi farkları var?


Birinci farkı yerli, Türk bir kahraman olması. Türk olması itibariyle de bu toprağın bütün kültürünü taşıması istiyorum. Günümüzde yaşıyor Nevzat, eski İstanbullu. Eski İstanbullu olduÄŸundan Osmanlı, alaturka kültürü de bir yerlerinde taşıyor. Yani bu adam nargile de içecek, rakı da içecek, İstanbul’un eski yerlerini de bilecek. Eski Osmanlı kültürünü de bilecek, aynı zamanda Nevzat Bizanslı’da. Yemekleri farklı. Nevzat Hünkar BeÄŸendi ya da kuru fasulye yiyor , batıdakiler hamburger. Bizimki rakı içer onlar bira içer. Aynı zamanda Nevzat bir anti-kahraman; olayları yumruklarıyla ya da büyük dehasıyla çözmüyor. Hayatın içerisindeki normal polis rutini neyse ondan yola çıkarak çözüyor. Ama olaylar çözüldüğü zaman da mutlu olmuyor. Çünkü çözdüğü olayların arkasındaki insan hikâyesi bize insanın karanlık dünyasını anlatıyor. Bunu gördüğü için de mutlu deÄŸil Nevzat.

Avrupa BirliÄŸi’ne girme umutları bizi iyice sarmışken, Komiser Nevzat’ın yolu Avrupa’ya ne zaman düşecek.


İstanbul’da baÅŸlayıp Avrupa’ya uzanan bir cinayet olacak.
Şöyle bir ÅŸey de olabilir, ÅŸu anda aklıma geldi, Åžark Ekspresi’nde iÅŸlenen bir cinayete bizim baÅŸ komiser olaya müdahale edebilir. İyi fikir... Ama Nevzat’ın fikri ÅŸudur. Kökleri Osmanlı’ya dayansa da o bir Cumhuriyet çocuÄŸudur. Kaldı ki Osmanlının son dönemdeki açılımı Avrupa’ydı aynı zaman Cumhuriyet’in açılımı da Avrupa. Bir yandan korkmaktadır bize özgü deÄŸerlerinin kaybolmasından. Bethoven da dinleyelim, Mozart da dinleyelim ama bizim Klasik Sanat MüziÄŸimizin güzelliklerini de unutmayalım kaygısını da taşır. Komiser Nevzat polisiyelerinin yurt dışında özellikle Avrupa ve Amerika’da çevirileri yayımlandığında, bu bahsettiÄŸiniz yerelliÄŸi bir anlamda evrensel olarak okunmasında bir problem yaratır mı? Benim anladığım ÅŸudur ki, sizin iyi bir yerelliÄŸiniz varsa ve bu yerelliÄŸiniz içinde, onun merkezinde bir evrensellik yakalayabilirseniz siz evrenselsiniz. Mesela Don KiÅŸot İspnaya’da yaÅŸar ama Konya düzlüğünde yaşıyormuÅŸ gibi benimseriz. Çünkü çok evrenseldir Don KiÅŸot. Kültürler kendileri gibi olanı deÄŸil, baÅŸka kültürleri tanımak istiyorlar. Veyahut iÅŸte Nuri Bilge Ceylan, yerel sorunları anlatıyor, o yerelliÄŸin içerisinde beÄŸeni topluyor. O yüzden kesinlikle yerel olmalıdır ama bu yerelliÄŸin içerisinde, eminim ki, Paris’teki, New York’taki, Mısır’daki bozulmamış bir baÅŸkomiser de cinayetlerden bunalıyordur. Bu cinayetler onu mutsuzluÄŸa sürüklüyordur.

Son olarak yeni projelerinizi sormak istiyorum. Hem yeni kitaplarınızı hem de yönetmenlik yapmak istediğinizi okudum, onunla ilgili bir gelişme var mı?

Bu çizgi roman serisinin ikincisini yazdım verdim. ‘Tapınak FahiÅŸesi’ adında. Onu ÅŸimdi İsmail Gülgeç çiziyor. Bir romanın var ÅŸuanda üzerinde çalıştığım. ‘Kadim Kavim’ adında bir roman olacak. Türkiye’deki Süryaniler ve Türkiye’de Hıristiyanlığın ilk geliÅŸtiÄŸi, kendini bulduÄŸu topraklarda geçen, bir gerilim romanı. Yarıya yakını bitti, kısmet olursa 2006’da yayımlamayı düşünüyorum. ‘Sis ve Gece’ yi Turgut Yasalar filme çekecek para meselesini hallederse. ‘Bir Ses Böler Geceyi’ Ersan Arseven diye İsviçre’de yaÅŸayan bir yönetmen çekmeyi planlıyor. Pek çok dizi projesi var, ama iÅŸte ha diye gerçekleÅŸmiyor çok paralar gerektirdiÄŸi için. Benim kendi filmimi çekme projesi ise bir hayal. Görerek yazdığım için, gördüğüm ÅŸeyi de en iyi ben çekebilirim diye düşündüm. O konuda yeteneÄŸim olup olmadığını bilmiyorum denemediÄŸim için. Kafamda öyle bir düşüm var, iddiam yok ama çekebilirsem mutlu olurum.

Yorum yaz!

'Sherlock Holmes' Nevzat yeni sezonda atv ekranında

15/8/2007

Komser Nevzat Rolünde Altan Erkekli'Kanun Namına' adlı polisiye dizide Başkomiser Nevzat karakterini ünlü oyuncu Altan Erkekli canlandırıyor.
'Sherlock Holmes' Nevzat yeni sezonda atv ekranında

Ahmet Ümit'in ünlü roman kahramanı 'Komiser Nevzat'ın serüvenlerinin konu edildiği 'Kanun Namına' adlı dizi kasım ayından itibaren atv ekranlarında..
atv'nin yeni sezona damgasını vuracak polisiye dizisi 'Kanun Namına'nın çekimleri yakında başlıyor. Ahmet Ümit'in senaryosunu yazdığı, yönetmenliğini Veli Çelik'in yaptığı dizinin başrollerini Altan Erkekli, Pamir Pekin ve Ahu Yağtu paylaşıyor. Kasım ayında yayınlanması planlanan dizinin baş karakteri; Komiser Nevzat' polisiye yazarı Ahmet Ümit'in pek çok kitabının da baş kahramanı... Karakteri televizyon izleyicisi de yakından tanıyor. Türkiye'nin Sherlock Holmes'u olarak bilinen 'Başkomiser Nevzat'ı konu alan öyküler daha önce 'Karanlıkta Koşanlar' ve 'Şeytan Ayrıntıda Gizlidir' dizilerinde kullanıldı. Daha önce Uğur Yücel ve Çetin Tekindor canlandırdığı karakteri 'Kanun Namına'da Altan Erkekli oynayacak.

Yorum yaz!

Komser Nevzat Dizi Oluyor

15/8/2007

Komser Nevzat Rolünde Altan Erkekli
'Komiser Nevzat' olacak

Yazar Ahmet Ümit'in romanlarının baş kahramanı 'Komiser Nevzat'ın maceraları dizi oluyor. Kasımda atv'de başlayacak 'Kanun Namına' adlı dizide, 'Komiser Nevzat'ı Altan Erkekli canlandıracak.

Yorum yaz!

« Önceki ::

TV DİZİLERİ

Biri Bizi Gozetliyor
 Oglum icin
Koca Kafalar Krg
Komiser Nevzat
Tatli İntikam
Popstar Alaturka
Dudaktan Kalbe Dizi
Varmisin Yokmusun
Binbir Gece
Guldur Bakalim
Hepsi Bir Dizisi
Kavakyelleri Dizisi
Kismetim Otel Dizisi
Korkusuzlar Dizisi
Son Tercih Dizisi
Yasak Elma Dizisi
Pusat Dizisi
Goruntulu Video Klip

Blogcu ile yapıldı


*KTC GRUP